MİAD İŞ DÜNYASI RÖPORTAJLARI-8

Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Hüseyin Nevzat Elmalı: "Malatya hasretimizi MİAD çalışmalarıyla gideriyoruz"

Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Hüseyin Nevzat Elmalı:

"En büyük zenginlik, gönül zenginliğidir"

"Malatya hasretimizi MİAD çalışmalarıyla gideriyoruz"

"Malatyalılığın bir ayrıcalık olduğunu üniversitede anladım"

"MİAD’da güzel insanlar ve dostluk var"

Malatya’nın yetiştirdiği başarılı genel cerrahi uzmanlarından Hüseyin Nevzat Elmalı ile keyifli bir sohbet gerçekleştirdik. Bu keyifli sohbette, Malatyalılığı, Malatyaların çalışkanlığını, Malatya hasretini ve bu hasreti gidermekte önemli bir etken olan MİAD’ı bulacaksınız.

Sayın Elmalı, Hem sosyal aktiviteleriniz hem de sağlık alanındaki çalışmalarınız sebebiyle tanınan bir insansınız. Bir de kendi sözlerinizle sizi tanımak isteriz.

Malatya’da 1962 senesinde dünyaya geldim. İlkokul, ortaokul ve liseyi Malatya’da bitirdim. Tıp fakültesine Erzurum’da başlayıp, 1985 yılında İstanbul’da mezun oldum. Kısa bir dönem mecburi hizmet yaptıktan sonra, İstanbul Okmeydanı Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde asistanlığa başladım. Asistanlığımın bitiminin ardından Genel Cerrahi uzmanı olarak aynı hastanede kaldım. Halen resmi görevime burada devam ediyorum. Ayrıca özel bir poliklinik işletiyoruz. Polikliniğimizde, kadın doğum ve iç hastalıklarının yanı sıra, tamamlayıcı tıp alanlarında da faaliyet gösteriyoruz. Sağlık Bakanlığı’nın onayı ve sertifikalarıyla kupa tedavisi, akupunktur tedavisi, ozon tedavisi, mezoterapi, güzellik ve estetik gibi alanlarda faaliyet gösteriyoruz. Bu yıl başı itibariyle mobil tarama faaliyetlerine de yöneldik. Mobil araçlarımızla işyerlerine mobil sağlık tarama hizmeti vermeye başladık. İşyerlerinde işgücü kaybı yaşanmaması adına güzel bir uygulama olan mobil sağlık taramasında standartları en üst seviyede tutmaya özen gösteriyoruz.

Nevzat bey, sağlığına dikkat eden bir toplum olup olmadığımız konusundaki görüşlerinizi de alabilir miyiz?

Bildiğiniz gibi “Her şeyin başı sağlık” diyen bir toplumuz ama ihmalkarlığımız da çok büyük. Mesela otomobilimize veya evimize yaptırdığımız bakımları, kendi sağlığımız için yaptırmıyoruz. “Önce sağlık” deyip ona göre hareket etmemiz gerekir. Bütün canlılar için iyi bir şekilde sağlığını sürdürmek temel bir içgüdüdür. Maalesef, toplumumuz önleyici sağlık hizmetlerine gereken önemi vermiyor. Hatta bir takım belirtiler olsa bile ihmal ediyoruz. Erken tanı ve erken tedavi çok çok önemlidir. Maalesef toplum olarak bunun bilincinde değiliz. Bugüne kadar bununla ilgili bilinç oluşturulamadı. Ancak önümüzdeki dönemde toplumumuzun daha bilinçli bir şekilde hareket edeceği konusunda umutluyum. Bakın son zamanlarda organik beslenmeyle ilgili bir bilinç oluşmaya başladı. Son dönemde popüler bir konu olan GDO’lu ürünlerden uzak durulmaya çalışılıyor. Bu bilincin yerleştirilmesi çok çok önemlidir. Bunun yanı sıra spor da özendirilmeye ve teşvik edilmeye başlandı. Sporu hayatımıza sokmamız gerekiyor. Teknolojiyle beraber insanların hareketliliği azalmıştır. Bu da vücut için çok büyük bir risk oluşturuyor. Paketlenmiş bütün ticari ürünler, vücut için ağır bir yük demektir. Diyabet ve kalp hastalıklarının temelini de bu ürünler ve hareketsizlik oluşturuyor.

Sayın Elmalı, sizin bu sözlerinize küçük bir ekleme yapmak isterim. Geçtiğimiz günlerde bir kitapta İbn-i Sinâ’nın bir sözünü okumuştum. Orada şöyle diyordu: İlm-i tıbbı iki satırla topluyorum. Yediğin vakit az ye. Yedikten sonra dört beş saat kadar daha yeme. Şifa hazımdadır. Yani, kolayca hazmedeceğin miktarı ye, nefse ve mideye en ağır ve yorucu hal, taam taam üstüne yemektir.” İşin özü işte buradadır. Bir doktor olarak, sağlık alanındaki gelişmeleri değerlendirmenizi istesek ve Avrupa’yla mukayese yapmanızı istirham etsek, bize söylemek istersiniz.

Öncelikle İbn-i Sina’dan yapmış olduğunuz alıntı için teşekkür ediyorum. Gerçekten de biraz önce konuştuklarımın özeti niteliğindeki bu sözleri bir kenara not etmek gerekiyor. Avrupa ile Türkiye arasındaki mukayeseye gelecek olursak, benim tıp fakültesine girdiğim dönemle bugün arasında dağlar kadar büyük fark var. O dönemde gelip insanlar, “Benim şu rahatsızlığım var. İngiltere’ye mi gideyim? Amerika’ya mı gideyim?” diye sorarlardı. Bugün ise Türkiye’ye tersine bir geliş başladı. Sağlık turizminde ülkemiz hatırı sayılır bir yol aldı. Hatta birçok Avrupa ülkesini de geride bıraktı. Hastanelerimiz daha modern bir hale geldi. Sağlık hizmetlerinin birleştirilmesiyle insanımız daha rahat hizmete ulaşmaya başladı. Bu durum birçok Avrupa ülkesinin çok çok ilerisindedir şu anda. Teknolojiyle beraber yeni bir takım ihtiyaçlar da oluşuyor. Dolayısıyla sürekli bir yenileme ve yenilenme gerekiyor. Bugün ülkemizde hasta memnuniyeti yüzde 70-80’leri buluyor. Bu rakamı daha yukarılara çıkarmanın yolları araştırılıp gerekli önlemlerin de alınması gerekiyor.

En önemli şey insana ve yaşama hizmet etmektir. Yüzlerce meslektaşınız gibi siz de bunun çabasındasınız. Böyle kutsi bir vazifeyi yüklenirken, bazı olumsuzluklarla da karşılaşıyorsunuz. Çeşitli medya organları vasıtasıyla görüyor ve işitiyoruz. Sağlık çalışanları olarak, hasta ve hasta yakınlarının bazı olumsuz tepkileriyle karşılaştığınıza tanık oluyoruz. Siz bunu bir doktor gözüyle nasıl görüyorsunuz?

Ülkemiz hızla gelişen bir ülke. Hem gelir, hem de nüfus artıyor. Sağlık hizmetiyle ilgili bazı aksaklıklar yaşanıyor elbette. Tabii kişi hastalandığı zaman bir an önce kendisiyle ilgilenilmesini istiyor. Özellikle acil servislerde aynı hizmeti aynı düzeyde bekleyen yüzlerce insan oluyor. Dolayısıyla bir takım sıkıntılar yaşanıyor. Sağlık çalışanlarının meslek yaşantısı arttıkça yani tecrübe kazandıkça bu olumsuzluklara verdiği tepki daha mutedil oluyor. Tecrübe arttıkça hasta ve hasta yakınına daha bir empatiyle yaklaşılıyor. Bazen insanı çileden çıkaracak durumlarda oluyor orada da sabır diliyoruz. Sadece acile başvuranlar yüzbinlerle ifade ediliyor. Acil, acil hastalar için hazırlanmış bir yer ama en küçük bir rahatsızlığı olan insanlar da acildeki doktorları meşgul ediyor. Bu konu idarenin bir sorunudur aslında. Eğer sağlık hizmetlerinin ilk ayağı olan aile hekimliğine müracaat konusunda bilinçlenme yaşanırsa, olumsuzluklar da azalacaktır. Burada temel sorun lokal bazda sorunu halledileceği duruma getirmek gerekiyor. Vatandaş işin kolayına kaçıp işini acilde halletmeye çalışıyor. Bir tarafta gerçekten acil olan mesela midesi delinmiş kanaması olan bir hasta var. Diğer tarafta da bir haftadır tuvalete çıkamadığı için acile gelen hasta var. Orada bir yandan baktığımız zaman kul hakkına da girilmiş oluyor. Gerçekten acil vak’a olmayan hasta, bir yandan doktorun zamanını, diğer yandan da acil hastanın canından çalıyor. Sağlık Bakanlığı’nın kamu spotlarıyla, afişler ve medya aracılığıyla ilk müracaat yerinin aile hekimliği olduğuna toplumu daha etkili bir şekilde anlatması gerekiyor. Diğer ülkelere baktığımız zaman uzman hekime ulaşma konusunda ülkemiz bir hayli ileride. İstatistiksel olarak insanlarımızın uzman hekime ulaşması diğer ülkelere göre daha yüksektir. Kendi çalıştığım hastaneden örnek verecek olursam. Cerrahi branşta günde 300 tane hastaneye hizmet verebiliyoruz. Aynı anda 3 tane uzman, hizmet veriyor. Yine de eksiklikler oluyor, bunların da derlenip toparlanması için bütün sağlık sektörü üstün bir gayret gösteriyor.

Sayın Elmalı, doktorların, özellikle de cerrahların zorlandıkları bir sahne vardır zihnimizde. Doktor ameliyathaneden çıkar ve hasta yakınlarına “Başınız sağ olsun” der. Böyle bir doktorun yaşadığını yaşamadım ama zorluğunu tahmin edebiliyorum. Sizin de mutlaka buna benzer durumlar yaşamışlığınız vardır. Bu durumu nasıl kaldırabiliyorsunuz?

O tip hastalar genellikle ikiye ayrılıyor. Ameliyat etseniz de ölecek bir hasta grubu var. Bunu hem hasta, hem de hasta yakını zaten biliyor. Doktor bunu anlatıyor. Hastayı ameliyat edeceğini belirtip risklerin de büyük olduğunu aktarıyor. Hatta bir de form veriyoruz. Bu gruptaki hastanın kaybında böyle bir sıkıntı yaşanmıyor. Ama bir kurşunlama veya trafik kazası olarak gelen hastalarda siz de ona müdahale edebilirseniz ve ameliyatınız da başarılı geçerse, memnun bir şekilde söyleyebiliyorsunuz. Maalesef aynı şekilde olaylar gerçekleşmiyor. Müdahale edemediğimiz, geç kalınmış durumlar da olabiliyor. Ölen hastalarımızla birlikte biz de ölüyoruz. Bunu hasta sahibine ifade ettiğimiz zaman çok çok zorlanıyoruz. Bu durumda vicdanımız rahatsa duygusallığımızı vicdanımızın arkasına koyuyoruz.

Sayın Elmalı, malum olduğu üzere ortak noktamız Malatya. Malatyamızın da Turgut Özal Tıp merkezimiz var. Karaciğer naklinde dünyada ikinci, Türkiye’de de birinci olan bir tıp merkezimiz var. İstanbul’daki Malatyalı bir doktor olarak tıp merkezimizin başarısından haberdar mısınız? Gerçekten de orada bir başarı var mı?

Bu konu tartışılacak bir konu değil. Elbette çok büyük bir başarı var. Gerçekten çok büyük bir başarı. Cerrahi transplantasyonla ilgilenen hekim grubu Malatya’daki hocalarımızın başarılarını yakinen takip ediyor. Transplantasyon çok özverili bir ameliyattır. Bu ameliyatı yapmak için çok donanımlı merkeziniz olmalı, multidisipliner bir yaklaşımınız olmalı. Çok uzun süren ameliyatlardır bunlar. Hastaların da çok iyi hazırlanması gerekir. Bunun da ötesinde marifet iltifata tabidir. Yaptığınız işin de karşılığını bulması gerekiyor. Bunların hepsini Malatya’daki ekip bir araya getirdi. En büyük eksiklikleri iltifatın yeterli olmamasıdır. Fakat oradaki arkadaşlarımız Malatyalı olmaktan kaynaklı bir aidiyetle ve özveriyle çalışıyorlar. Başta Sezai hoca olmak üzere bütün arkadaşlarımız dünyanın neresine gederlerse gitsinler daha büyük ekonomik kazançla çalışabilecekleri kapasitede olduklarını gösteriyorlar. Bir meslektaşları olarak bunu şahsen görüyorum. Bir Malatyalı olarak her birine ayrı ayrı teşekkür etmek isterim.

Nevzat bey, ben de bir ilave yapmak isterim. Geçtiğimiz günlerde Pakistan Sağlık Bakanlığı ile Türkiye Sağlık Bakanlığı arasında bir anlaşma imzalandı. Pakistan’dan tıp merkezine 200 küsur tane hasta gelecekti. Bu durumda bakanlık nezdinde de merkezimizin kıymeti artıyor. Sorularımıza dönecek olursak, MİAD’ın üyeliğinizle birlikte yönetim kurulunda da görev aldınız. MİAD’la nasıl tanıştınız?

Malatyalılarda Malatya sevgisi ve sevdası vardır. Malatya’dan uzaklaştığımız zaman Malatya özlemimiz iyice artıyor. Bu özlemi gidermek için de Malatyalı arkadaşlarımızla buluşuyoruz. Aynı işi yaptığımız işadamlarıyla veya köy derneklerimizle buluşuyoruz. Hatta üniversitede okuyorsak Malatyalılık bilincini yakinen biliriz. Bazen diğer illerden arkadaşlar gelip “Bize Malatyalı beratı verin” diye takılırlardı. Malatyalılık başka bir sevdadır, yaşamadan tarif edilemez. Dolayısıyla Malatya sevgisi ve aşkı gönlümüzde çok farklı bir yerdedir. MİAD’da da bunu gördüğüm için MİAD’a katıldım. Üyeliğim 5-6 seneyi geçti. Yönetim kurulu üyeliğim ise yaklaşık iki sene oldu. Hem daha önceki dönemde hem de yönetim kurulu üyeliğim döneminde MİAD’ın çok önemli bir eksikliği giderdiğini gördüm. Malatyalı işadamlarını, Malatyalıları bir araya getiriyor. Aynı zamanda Malatya’ya hizmet de götürüyor. Bütün bunlara baktığımız zaman çok önemli bir sivil toplum kuruluşu olduğunu görüyorum. Türkiye’deki benzer sivil toplum kuruluşlarına örnek teşkil ediyor.

Sayın Elmalı, Malatya ile ilgili çocukluk anılarınızdan da bahsetmek isteriz.

Babam 5 Konaklar’da dünyaya gelmiş. Evlendikten sonra Fuzuli Caddesi’ne taşınmış. Ben orada doğmuşum. Çocukluğumun en güzel hatıraları o konakta geçti. Şu anda o ev müze ev statüsünde. Konağın arkasında güzel bir bahçe vardı. Dedemiz Malatya’nın önde gelen tüccarlarından Hacı Nevzat Elmalı’dır. Bize Malatya sevgisini ve Malatyılılık bilincini aşılayan en önemli kişi odur. Tevazu ve iman dolu bir kalbi vardı. Eski evlerde hep yazılar-levhalar olurdu.  Orada da bir kaç tane levha vardı. Osmanlı Türkçesi’yle yazılmış o levhaları dedemiz bize öğretir-ezberletirdi. O yazılar halen aklımdadır. Bir tanesi şöyleydi: Malla mülke mağrur olma. Deme var mı ben gibi. Bir muhtelif rüzgar eser savurur harman gibi.” Bunu dedem bize okur ve ezberletirdi. Diğer bir yazı da “Altından ağacın olsa zümrütten yaprak. Akıbet, gözünü doyurur bir avuç toprak.” şeklindeydi. Kendisi tüccar olarak dönemin şartlarında varlıklı bir kişiydi. Asıl zenginliğin gönül zenginliği olduğunu bize aşılamıştır. Bundan dolayı da şahsen çok mutluyum. Bizim de çocuklarımıza bırakacağımız en büyük mirasın edep, gönül ve dost zenginliğinin olduğunu düşünüyorum. Bu küreselleşen, kapitalistleşen dünyada asıl zenginliğimizin tarihsel ve dini miraslarımızın olduğunu düşünüyorum.

Sayın Elmalı, son olarak MİAD camiasına söylemek istediğiniz sözlerinizi alalım.

MİAD’a geldikten sonra, Malatya ile olan ilişkilerimiz daha bir hareketlendi ve güçlendi. MİAD’daki arkadaşlarımızı çalışmalarından dolayı tebrik ediyorum. Allah razı olsun kendilerinden. Yunus başkanımız da vizyon sahibi güzel bir insan. İş yaşamında olduğu gibi beşeri ilişkilerinde de çok başarılıdır. Şahsında, MİAD’ın çalışmalarda emeği geçen herkese bir kez daha teşekkür ediyor, herkese saygılarımı sunuyorum. 

 

RÖPORTAJ: MURAT ÇETİN

 

Diğer Haberler